4/12/2009
HAZAN
“Başkaları gitmiş olur, gidince;
Bir sen yakınsın, uzakta kalınca.” O.Rifat
Bıktım seni sevmekten değil ama, her sabah uyandığımda neden sen? Aslında iş hiç öyle değil ama, beni istemeyeni ben hiç istemem. Kim bilir kaç kişi güzelliğini sevdi? Ama biri var ki, Lautrec resimlerindeki gibi yüzündeki hüznü sevdi. Peki neden? Belkide artık hiçbir duyguyu ruhunda barındırmayan. Tanıdıkça sevmek daha zordur bilirim; seni yitirirsem bende kaybolabilirim. Her şeyi geride bırakıp, senle uzun bir yolculuğa çıkma isteği ne kadar davetkar ve ütopik bir hayal. Ölümün buna engel olacağını biliyor bile olsam, bu düşüncenin verdiği haz koca bir ömre bedel. Yolculuk ederken sanki bir tren penceresinden akar gider zaman; Sen telgraf direklerini sayarken, ben dilimde bir türkü:
“Telgrafın direklerine kuşlar mı konar,
İnsan sevdiğine böyle mi yanar?”
Aynı soruyu cevap vermesen bile, saydığın direk kadar sorabilirim. Yolculuk nereye öğrenmek boş bir çaba, sonu zaten kendiliğinden gelecektir. Dönemeçler, sapaklar vardır ama güzergah bellidir. O kadar dakiktir ki, ne bir saniye erken, ne bir saniye geç; son istasyona gelecektir.
“Sen bensin, ben senim işte…
Ne diye bu direnme?” Mevlâna
Bekledim, bekledim, çok bekledim. Nafile, senden hep soğuk bir rüzgarlar esti, yalnız servinin dallarında zoraki asılı kalan yapraklar düşüverdi. Aşksız geçen bir ömür beyhude yaşanmış demekti…
ebozkurt / kasım 2009
Kategori: (Belirtilmemiş) | Yorum (yok) | Yorum yaz! | Bağlantı
17/11/2009
KUMDAN KALE
Tanrının canı sıkılınca, oynatmak için biz kuklalarını yarattı. Bu kurgusal evren hayallere sürükler insanı, her şeyin mümkün olduğu, değişken olduğu, heyecanlarla dolu olduğu bir dünyaya. Ne hayatın hakimisiniz, nede hayat karşısında çaresiz. Ayrıntılarında boğulduğun, asıllarını unuttuğun bir kavram yaşamak. Fazla düşünürseniz, hatırlamamanız gerekenleri hatırlayabilir, anlatmamanız gerekenleri anlatabilirsiniz. Uzun zaman önce unutulmuş bir şarkıyı hatırlamak gibi, kopuk sözcükler, dağınık notalar, yanlış nakarat. Uyarsana maestro!
“içimi açtım sana /içini açmak için"
Seni anlamama izin vermiyorsun, kendini anlat, seni anlayabilirim. Tane tane sözcüklerle anlat; bir cümleden ötekine geçme, uzun aralar ver, gözlerime bak, sonra yeniden başla anlat. Arada bir gülümse, ne hissettiğini bilmeyi çok istediğim halde, neler hissettiğini başka nasıl bilebilirim? Seni anlamak için parçalara bölebilirim, hangileri duygusal, hangileri gerçekçi, hangileri sahte çözebilirim. Hala anlamadıysam, başka şeyleri kabul edebilirim. Ulaşamazsam da, yaklaşabilirim; her seferinde bir öncekinin yarısı kadar yaklaşırsam, aramızda azıcık kalan mesafeyi kapatabilirim. Boynu bükük bir çiçek gibisin, seni nasıl koparabilirim. Sıcacık sarıl, ıslakça öp, elimi tut, gözlerime bak, susma, kaçma, üşütme, kurutma, düşürme. Seni sevdiğimi düşündüğüm her an, gizemli ve dayanılmaz çekiciliğinde, bakışlarının derinliğinde, nefessiz kalıp kaybolabilirim…
Kuşatmalar uzadığında, dirençlerin kırıldığı, güvenilen surların yıkıldığı, engellerin kalktığı, kalelerin düştüğü bir an her zaman vardır. Her işte olduğu gibi, şansın ve tesadüflerinde payı yok değil. Rüzgarın sizden yana esmesi, yıldızınızın parlaması, bulutların dağılması, güneşin açması da gerekli. Ay bulutun arkasına saklanmış, sobelenmeyi bekliyor. Anlayacağın her şey benden yana, kazıdım pasını yüreğimin, artık her şarkı duygulandırır beni. Aşka çocukluğumdaki masallar kadar inandım, gömmüşler derinlere inan çıkarabilirim. Yeter ki, arzulara bırakma beni, güneş gibi aç, yavaş yavaş erit beni. Ruhumun örtüştüğü, tenimin uyuştuğu, keş keleri zihnimde biriktiren sen! İşte buradayım diyen, bakmaya doyamadığım gizemli bir çift göz. Gözlerinden düşen kıvılcımla ruhum tutuştu sanki…
Seni seyrederken ne kadar geç kalmışım şimdi anlıyorum; seninle olmak nasıl bir şey bilmiyorum. Suskunsun, fısıltıyla da olsa sesime yanıt vermiyor kalbin; tutsaklığı özgürlüğe tercih etmişsin. Duydum yüreğinin sesini, buyur edilmeyi beklemeden, yaptığın kumdan kaleni yıkmadan, bütün vakurluğun, inancın ve inadınla ördüğün duvarlarına dokunmaya geldim. Dalgaların kumsala yayıldığı an kadar tensi, yıldızların anlamı kadar süsleyici, yel değirmenlerinin rüzgarı kadar baş döndürücü, en kutsal dokunuşlar kadar sarsıcı bir duygu. Şiirlerle, müzikle dolu bir peri masalı gibi bir anlatı sanki.Bu kadar yanılsamadan sonra, seni sevmekten başka kalbim ne yapabilirdi?
ebozkurt / kasım 2009
Kategori: (Belirtilmemiş) | Yorum (yok) | Yorum yaz! | Bağlantı
26/10/2009
SUKUBEL
Her şeyi bilmek sıkar canınızı!
Bildiğin gibi değilim. İsteklerim gerçek olmayacak kadar düş, düşlerim gerçek olmayacak kadar uzak. Ne yazdıklarıma inanmanı, ne de yaptıklarıma güvenmeni isterim. Aşk tutsaklığa, sevgi özgürlüğe, beden kafesinde, ruhum sana daha yakın. Gördüğün tutkunun esiri olmuş ben, geçirdiğim anlar için hiçte pişman değilim. Senden çok, benim sorgularımdan seni, senin kayıtsızlığından beni koruyan aradakileri kucaklarım. Görüp de görmemenden, duyup ta duymamandan hoşnudum. Bırak sensizliğimde, senle baş başa kalayım. Sen ölçülü ve düşünerek konuşursun, oysa gözlerinde ben deliyim. Bırak kar tanesi gibi avuçlarında eriyeyim.
Geçip giden mevsimler gibi; baharında mucizelere hayran, yazın içinden yükselen sevinçlerle mutluluğu artan, sonbaharında hüznünün huzurunu yaşayan, kalbimin de kışı var. Bakmayın şimdi ağladığıma; çiçeğin zevki sunmak, arının zevki çiçekten bal toplamak. Kalbimin derinlerinde beni mutlu eden, rüyalarımın perisine dokunup, sırlarını bilmek. Düşlerimin süsü, köşe başlarımın taşı, çuvallara sığmayan mutluluğum. Bildiğin her şeyin dışında, en sıcak yazında üşürüm,en soğuk kışında yanarım, ama yinede seni severim.
Vazgeçmek hafif durdu ilk tarttığımda, ama gün geç tikçe ağırlaştı, taşınamaz hale geldi yüküm. Kepenkler henüz aralık, kapanma saatine daha vakit var diyerek geri döndüğümde; dirhem sandıklarımın altında ezildim, ne annemin bakışlarından, ne babamın sevişlerinden eser var. Ketumdum hayata, dik durmak isterken, eğildim sana yerlere kadar. Aklım bire bin katar dağlar yüreğimi, ne söyleyeceklerimin, ne söylemek istediklerimin önemi var. Gidenlerin dönüşü yoktur, gitmiştir; döndüğünde elle tutulanlar hep değmeyenler olur. Gözlerinden topladım kırılan umut aynamın cam kırıklarını, çok geç anladım yanıldığımı. Geride dirhemle verilip kaşıkla geri alınmış bir çuval yaşanmışlıklar. Senin için gözlerinin içine bakarak şah damarını sıkacak daima birileri var. Şimdi adını andıkça bağrımı deşmese sessiz çığlığım, içime çöken hüzünle huzur içinde yaşayacağım.
Burnundan kıl aldırmıyorsun, hırsların zaferlerinin verdiği sarhoşlukla çığlık atıyor, vicdanın titremiyor, cilalamışsın kayıplarını cakandan geçilmiyor. Aradan zaman geçtikçe tadım tuzum kaçıyor, neye bunca havan bilmiyorum. Bense yüreğindeki birikmişlerle, güzel olduğun zamanları özlüyorum. Kan revan içinde kalanlardanım, yüreğimin dehlizlerinde kaybolanlardanım. Tek ısırık deyip geçerken kayıp gider hayat; ölürsem başımda ağladığını göremem, timsah gözyaşlarına tebessümlerim…
Sukubel: Klasik periyottan revizyonizme pastoral (doğayla iç içe) geçiş süresi.
ebozkurt / ekim 2009
Kategori: (Belirtilmemiş) | Yorum (yok) | Yorum yaz! | Bağlantı
16/9/2009
ZATEN
Hep kendime sormak isterim, neden saçların gibi siyah oldu günlerim. Sen düşünce düşüme, geçip aklıma yerleştin. Yaşımı, yaşamımı, beynimdeki düşünce yükünü düşündüm; o mutlu görünüşümün altında ne dipsiz kuyulara düştüm. İçime çöken tuz acısı, seviyorum demekten korktu gözlerinin karası. Nedendi, nasıldı, niçindi düşünmeden; neyi, kimi sevmek? Yönsüz bir rüzgara kapılmak, yağmur yüklü bir buluta yalvarmak, dokunamamak, sarılamamak, uzaktan denize bakmak, tanıyamamak, tanımlayamamak, okuyamamak, çaresizlik içinde kıvranmak, arzulayarak arsızlaşmak, sonrasında utanıp tanrıya sığınmak. Sana aşık olduğumu anladığım güne lanet ederim ve hep içimdeki seni boğmak isterim…
İçimizdeki çölleri yeşertmek için ektik sevinçlerimizi, kendi kendimize kalmak için boşalttık içimizi. Sözün bittiği yerde, gözlerimizin ışıltıları yetişti. Geceleri uyumadan önce okşayıp, sabah uyandırdığım varla yok arası bir şeysin. Nasıl eksilmediğini bir türlü anlayamadığım, içimde yükselen pırıl pırıl bir sevinçsin. Ağustos böcekleri susar yaz biter, hüzün yaprak olup gönüllere düşer. Kendini beğenmiş olman, zayıf yönlerini saklamaya yetecek kadar değil; mağrur bakışların, bir tebessüm ile hüzne bürünüverir. Nedir bu hırsın, neden bitmek bilmez çabaların? Beni sevmen önemli değil, ben seni sevmedikten sonra. Nerede durmam gerekti bilemedim; sevimli bir şaşkınlığında ilgimi çekmiyor artık, Aslısı olmadığını anlayan Kerem gibiyim.
Unutmak, unutulmak mı istiyorum? Hatırlamak, hatırlanmak istemekle olmaz ki. Hafızamda nelerin kalacağını seçemediğim gibi, hayatımı değiştirmeyi de seçmedim. Zaten, neyi nereye kadar unutabilirim? Aşkı taçlandırarak, kalpte taşımaya vakar demiyorlar mı? Neden sorguluyorum durmadan kendimi? Ekseninden çevirdiğin, merkezimden geçen şakuli bir mile, dik olarak yerleştirilmiş değirmen taşı gibiyim. Zamanı öğüterek, yaşananlardan arda kalan anları biriktiririm. Bence yaşanan hiçbir şey ziyan olmaz, istediğimde külleri deşer yeniden alevlendirir; bu döngü başladıktan sonra, yaşadıklarımızın hepsini sırayla birer birer yeniden geçerim. Geçip gitmiş, belki unutulmak istenmiş, sana neden anlatıyorum ki bütün bunları; nereden bileceksin kafamda senin için neler kurduklarımı? Geri çevrilemez, hep aynı yönde döndüklerini ve asla vazgeçilmez olduklarını.
Anları mühürleyen çok şey var aklımda; topladığımda, çaptığımda. Her şey çok güzeldi, ben sevdiğim gibi sevilmek isterdim, sen kendini severdin. Doygunluk noktasına ulaşmak için eksikliğini hep seni sevenlerle gidermek istedin. Bende en son sen kaldın bitti desem de, kendime her döndüğümde seni içimde bulacağıma eminim. Bir kara delik yutsa seni, yok etse büsbütün, zerren bile kalmasa: Artık sevdiğim hiçbir şey kalmamış gibi gözlerimi kapasam, gene de aklıma gelirsin saatlerce ağlayabilirim.
Yaşanmış olanı yaşandığı gibi dile getiremeyen yazıların ne önemi var? Sen beni küçümsüyor, anlamak için yetersiz bir çaba gösteriyorsun. Ben senle yaşadığım her detayı yazıya dökerim. Yazılarımı başından savar gibi okuduğunu anlamadığımı sanma; nezaketin bu gayenin kisvesidir. Nedir asıl söyletmek istediğin? Sen çok farklısın, senden uzak kalmak bir nevi göçmek. Sen can suyu zerreciklerinle dilediğince yetinebilirsin; ama benden yapamayacağım şeyleri bekleme. Önemli olan çabaların sonuca dönüşmesidir; ben, gitmeyi istediğim halde gidemedim. Bıraksalar ölünce sana gömülmek isterim…
ebozkurt / ağustos 2009
Kategori: (Belirtilmemiş) | Yorum (1) | Yorum yaz! | Bağlantı
4/8/2009
VİOLA TRİCOLOR / HERCAİ MENEKŞE
“Haspam pek afili, pek havalı;
Hani nasıl derler, ismi ile cismi müsemmalı.”
Kalbime anlatamadığım mantığımın çaresiz kalıp aklımın karıştığı. Sevgisi, saygısı ve mantığı eksik bir hayranlık, arzu ve beğeniştir aşk. Farklılığını görüp önemsemek, aykırılığını görüp kabullenmek, davranışlarından etkilenmek sevginin nedeni olabilir ama aşkın nedeni yoktur. Sevgi arzular üzerine değil, paylaşımlar üzerine duyulur. Beni keşfetmesini beklemek belki bencilce bir duygu; ama sevdiğim kadar sevilmeyeceğimi bilmek işin en acıklı yanı.
Çekingen tedirginliğin, dudaklarındaki gülücüğün, bendeki emanetlerin ömür boyu. Beynimin en karmaşık, en gizemli özelliği. Her gün değişik renklere boyanan alem semayla, bazen fırtınalı denizde, sütliman bir mavilikte huzur dolu meltemlerle ruhumu okşayan, tüm benliğimi çepeçevre saran bir gökyüzü.
Adam mutluluk beklentisini yüklermiş, bir adam sayesinde prensesler gibi olabileceğinin yanılgısı içinde bir kadının daracık omuzlarına; kadınsa her gün kendi masalını bir ders al der gibi ona anlatma hevesinde. Adamsa hep kendine yontarak hikayesini yazıyor; Şeytan ortaya koyar, insansa isterse alırmış dercesine.
İsteyerek mahsur kaldığın bir adadan, kurtulmak ister gibi yalandanda olsa kürek çekebiliyor insan. Yaşama tutunmak için, hayallere umut bağlıyor bazen; fakat avuntularla geçiyor zaman. Sabırsızlıkla beklediğim gün Pazartesi, peşinden gelen günler dumanlı hava sahası. Baktığım her açıdan gözlerinde hep o ışık yansıması.
Bir yudum aldın limonlu çayından, dudaklarını sevdiğim şekilde büzüştürdün; gamzen göründü yanağında, kısıldı siyah gözlerin. Kesme şeker kağıtlarından fiyonk yapmakla meşguldü güzel ellerin. Ben bileğini öpmeyi düşlerken; sen ağlamaya ramak kalmış gözlerinle başını sağ omzuna eğdin, hüzne büründün. Bir tebessümünle dolmuşta yanına oturttuğun masum yüzlü, down sendromlu kızı anlattın.
“Beni yatağında yatır!”
O günden kendime yonttuğum, tüm acımasızlığımla ortaya koyduğundan isteyerek alıp, hikayesini yazdığım define adasının gönüllü mahpusuyum, hazineleriyle avunuyorum. Bir sal yapsan bana, çorak topraklarda açan gelinciklerden; gene de gözüm arkada kalacak diye istesem de kurtulamayacağım….
“O eli boşta durmuş yapacak işi çok.”
ebozkurt / temmuz 2009
Kategori: (Belirtilmemiş) | Yorum (2) | Yorum yaz! | Bağlantı